
Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki diplomatik ilişkilerinin kuruluşunun 55. yıldönümünde ‘Diplomatik Tanınmanın 55. Yıldönümünde Türkiye-Çin İlişkileri: Sorunlar ve Çözümler’ başlıklı forum, 13-14 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi. Türkiye ve Çin’den akademisyenler, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı forumda, iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliğinin sürdürülebilir adımlarla geliştirilmesine yönelik stratejik konular ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Türkiye ve Çin Dostluk Derneği Başkanı Adnan Akfırat, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve stratejik konumunun mevcut uluslararası koşullarda önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Türkiye ile Çin arasında kurulacak kapsamlı stratejik yakınlaşmanın yalnızca iki ülkeye değil, küresel dengelere de katkı sağlayacağını ifade eden Akfırat, “Çin ile el birliği içinde çalışacağız ve bunu mutlaka geliştireceğiz” dedi.
Akfırat’ın ardından konuşan Türkiye ve Çin Dostluk Derneği Başkanı Şükrü Koçoğlu ise Türk ve Çin halklarının binlerce yıllık tarihi bağlara sahip olduğunu vurgulayarak, iki toplum arasındaki dostluk ve kültürel yakınlığın daha etkin şekilde ortaya konulması gerektiğini söyledi.

Şanghay Üniversitesi Küresel Çalışmalar Enstitüsü Başkanı Guo Changgang, Çin ve Türkiye’nin gelişmekte olan küresel güneyin önemli üyeleri olarak dünya barışı, istikrar, ortak kalkınma ve refah gibi konularda benzer yaklaşımlar paylaştığını ifade etti. Her iki ülkenin de çok taraflılığı desteklediğini ve daha eşitlikçi bir uluslararası düzenin kurulması için çaba gösterdiğini belirten Guo, Kuşak ve Yol Girişimi ile Türkiye’nin kalkınma hedefleri arasında önemli uyum bulunduğunu söyledi.

Panelde ayrıca Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal’in mesajı da okundu. Mesajda, tarihi İpek Yolu’nun iki ucunda yer alan Türkiye ile Çin’in yüzyıllar boyunca yakın temas ve etkileşim içinde olduğu belirtilerek, iki ülkenin başta Orta Koridor olmak üzere birçok alanda ilişkilerini geliştirme iradesine sahip olduğu vurgulandı.
Açılış konuşmalarının son bölümünde konuşan Çin’in İstanbul Başkonsolosu Wei Xiaodong ise “Çin-Türkiye İlişkileri: Fırsatlar, Meydan Okumalar ve Yaklaşımlar” başlığının günümüz koşulları açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Diplomatik ilişkilerin 55. yılında iki ülkenin ortak anlayışı güçlendirerek iş birliğini daha istikrarlı ve uzun vadeli şekilde geliştirmesi gerektiğini belirten Wei, ekonomi ve ticaretin yanı sıra kültürel ve beşerî temasların da hızla ilerlediğini ifade etti.
“Çin ve Türkiye, küresel güneyin yükselen önemli ve önde gelen ülkeleri olarak gerçek çok taraflılığı savunmakta. Birçok önemli uluslararası ve bölgesel meselede ortak görüşlere sahipler. Geçen 55 yılda karşılıklı siyasi güven güçlendi ve somut işbirliği istikrarlı biçimde gelişti.”
Wei, Türkiye’de faaliyet gösteren Konfüçyüs Enstitülerinin Çin dili ve kültürünün tanıtımında önemli rol üstlendiğini kaydederek, yeni enerji, 5G, biyofarmasötik ve teknoloji gibi alanlarda da yeni iş birliği fırsatlarının değerlendirilebileceğini vurguladı. Çin ile Türkiye’nin küresel ve bölgesel meselelerde ortak hareket ederek daha adil bir uluslararası düzenin oluşturulmasına katkı sunabileceğini söyledi.

İstanbul Okan Üniversitesi Kurucusu ve Onursal Başkanı Bekir Okan da konuşmasında, üniversite olarak Çinli öğrencileri Türkiye’de görmek istediklerini ifade etti. Okan, Okan Üniversitesi’nden çok sayıda mezunun Çin’de yüksek lisans ve doktora eğitimi aldığını belirterek, eğitim ve kültürel etkileşimin iki ülke ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynadığını kaydetti. Konfüçyüs’ün öğretilerine değinen Okan, dil öğrenmenin ve iş insanları arasındaki yakınlaşmanın ülkeler arasındaki ilişkileri güçlendirdiğini söyledi.
Forum kültür, eğitim ve turizm oturumunda Boğaziçi Üniversitesi Konfüçyüs Enstitüsü Direktörü Zhou Qianwen, kültürel markaların uluslararası tanıtımında yerel kültürün önemine dikkat çekti. Zhou, ‘Kültürel iletişim tek yönlü bir aktarım değildir, asıl önemli olan, yerel kültüre ve toplumun ihtiyaçlarına saygı göstererek insanların anlayabileceği, kabul edebileceği ve kendilerini yakın hissedebileceği bir anlatım biçimi bulabilmektir’ ifadelerini kullandı. Kültürel deneyimler, eğitim işbirlikleri ve halklar arası iletişim yoluyla daha kalıcı ve samimi bir etkileşim ortamı oluşturmayı hedeflediklerini ifade eden Zhou, karşılıklı saygı ve anlayış ve öğrenmeye dayalı çift yönlü iletişimin ve ortak üretim ortamı oluşturmanın önemine işaret etti.
Harbin Teknoloji Enstitüsü Yabancı Diller Fakültesi Profesörü Huang Furong da Çin-Türkiye beşeri bilimler ve turizm alanındaki araştırmalarında yeni nesil dijital yöntemleri kullandığını aktardı. Çin’in popüler sosyal medya platformu Xiaohongshu üzerindeki kullanıcı deneyimlerini nicel analiz yöntemleriyle incelediğini belirten Huang, ‘Paylaşım ve yorumlarda Türkiye’nin kentsel mekanları, tarihi mirası ve gündelik yaşamı çok katmanlı biçimlerde temsil ediliyor. Sosyal medya verisi ile metin analizini birleştiren bu yaklaşım, turizm araştırmalarını yalnızca deneyim temelli bir anlatım olmaktan çıkarıp daha yapısal ve analiz edilebilir bir zemine taşımaktadır’ ifadelerini kullandı. Huang, gelecekte örneklem ve yöntem çeşitliliğini artırarak Çin-Türkiye kültürel etkileşimini daha derinlemesine incelemeyi hedeflediklerini de belirtti.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Türkiye-Çin İlişkilerindeki Yeri
“İkili İlişkilerde Önemli Konu Başlıkları” başlıklı oturumda TBMM Çin Dostluk Grubu Yönetim Kurulu Üyesi ve CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, avukat Faik Işık, Çin İş Geliştirme ve Dostluk Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Arda Tunçel, Northwest Üniversitesi’nden Zhang Xiangrong ve Lanzhou Üniversitesi Orta Asya Çalışmaları Enstitüsü’nden Mao Jianping konuşma yaptı.

Kılınç, “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Türkiye-Çin İlişkilerindeki Yeri” başlıklı konuşmasında “20. yüzyılın başlarında ortak kadere sahip olmuş Türkiye ile Çin’in 21. Yüzyılın başlarında da yollarının kesişmesi kaçılmazdı.” dedi. Çin Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nin Türkiye-Çin ilişkilerindeki yerine dikkat çekti. Xinjiang’ın Türkiye’de yeterince tanınmadığını belirten Kılınç, bölgenin farklı etnik ve inanç gruplarını bir arada barındıran önemli bir kültür ve medeniyet merkezi olduğunu söyledi.
Kılınç, Sincan Özerk Bölgesinin Anadolu’ya çok benzediğini söyledi. Kılınç, Uygurlar başta olmak üzere bölgedeki toplulukların Çin’in kuruluş sürecinde aktif rol oynadığını vurguladı. Bölgenin bugün ekonomik kalkınma, lojistik ağlar, yenilenebilir enerji ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında hızlı gelişim gösterdiğini kaydeden Kılınç, terörle mücadele sürecinin ardından bölgede kapsamlı kalkınma adımları atıldığını söyledi.
Türkiye ile Çin arasında özellikle Uygur meselesi konusunda doğru bilgi ve sağlıklı iletişimin önemine işaret eden Kılınç, iki ülke ilişkilerinin karşılıklı anlayış temelinde daha ileri taşınması gerektiğini ifade etti. Türkiye ve Çin’in egemenlik haklarına saygı, ülkelerin iç işlerine karışmama ve çok kutuplu dünyada iş birliği ilkelerinde ortak yaklaşımlar sergilediğini belirten Kılınç, “Tarihi İpek Yolu’ndan Kuşak ve Yol’a uzanan süreçte ilişkilerimizi daha da geliştirmeliyiz” dedi.
Kaynaklar: Lotus News, CGTN Türk, ANKA




