
İran ve ABD, bu Cuma İsviçre’de Üçüncü Körfez Savaşı’nı sona erdirmeye yönelik, Zarif’in öncülüğünde hazırlanan bir mutabakat zaptı (MoU) imzalamayı planlıyor. Kesin ayrıntılar henüz bilinmiyor ve Fortune dergisi, en az üç farklı metin taslağının mevcut olduğunu bildirdi; ancak bunların hepsi “hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, İran’a yaptırımların hafifletilmesi ve nükleer programı konusunda uzun vadeli müzakerelerin önünün açılması gibi benzer unsurları içeriyor.” Bu, birkaç çok önemli sonuca varmak için zaten yeterli.
Öncelikle, İran’ın savaş zamanı petroyuan gişesi olmadan boğazın yeniden açılması, İslam Cumhuriyeti tarafından önemli bir taviz anlamına gelir; oysa İslam Cumhuriyeti’nin medya temsilcileri bu modeli tarihi bir çok kutuplu dönüm noktası olarak kutlamıştı. Aynı şey, siyasi açıdan hassas nükleer programı üzerine müzakerelerin yeniden başlaması için de geçerlidir. Bununla birlikte, ABD’nin (kusurlu) ablukasının yol açtığı derin ekonomik ve mali zarara ilişkin buradaki tahmine bakılırsa, karşılığında alınacak yaptırımların hafifletilmesi tartışmasız buna değer olabilir.
Bu konuyla ilgili olarak, Mart ayı sonlarında burada şu açıklama yapılmıştı: “Çin, İran’ı güvenilir ve düşük maliyetli bir enerji tedarikçisi olarak kullanmaya devam ederken, aynı zamanda yuanı petrodoların rakibi olacak küresel bir rezerv para birimi haline getirebilirse, ABD Üçüncü Körfez Savaşı’nı kaybetmiş olacak”; dolayısıyla ABD açısından her ikisini de engellemek hayati önem taşıyor. Petroyuanın gündemden çıktığı bildirildiğine göre, geriye İran’ın Çin’e olan petrol ihracat bağımlılığı kalıyor, ancak yaptırımların hafifletilmesi, piyasayı bozmadan satışlarını (örneğin Hindistan’a) kademeli olarak yeniden yönlendirmeye yardımcı olabilir.
Aynı şekilde, İran için 300 milyar dolarlık bir yeniden inşa fonu kurulacağına dair haberler doğruysa (nihai tutar çok daha düşük olsa da yine de on milyarlarca dolar olsa bile), ABD ve Körfez ülkelerinin İran’ın enerji sektörüne yapacağı yatırımlar, bu ülkelerin İran’ın ihracatını kontrol etmesine yol açabilir. Ocak ayında “ABD, İran’da Venezüella Modelini Tekrarlamak İstiyor” şeklinde bir değerlendirme yapılmıştı; bu senaryoda söz konusu modelin uygulanma yolunda ilerlenebilir. Bunun sonucunda ortaya çıkacak karşılıklı bağımlılık, kolektif güvenliği artırabilir ve ABD’nin bölgeden çekilmesini kolaylaştırabilir.
Böylece İran’daki ılımlı (“reformist”) ve sert çizgideki (“ilkelci”) gruplar bazı hedeflerine ulaşmış olacak; ilki yaptırımların hafifletilmesi konusunda, ikincisi ise ülkenin (tartışmalı da olsa zayıflamış) silahlı kuvvetlerini ve füze stoklarını, siyasi sistemlerinden bahsetmeye gerek bile yok, korumak konusunda. Bununla birlikte, ılımlılar savaşı yeniden alevlendirebilecek “haydut” sertlik yanlılarını kontrol edemezlerse ABD bir mutabakat zaptı imzalamayacağı için, fraksiyonlar arasındaki denge ılımlıların lehine kaymış olacaktı.
Bu nedenle, İran’ın derin devlet içindeki iktidar mücadelesinde ılımlıların sertlik yanlılarını yendiği sonucuna varılabilir. Ancak bu, ABD ve İsrail’in düzinelerce üst düzey sertlik yanlısı figürü öldürmesi sayesinde oldu. Bunun ardından ilgili kurumları (özellikle IRGC) zayıfladı ve nihayetinde ılımlılar tarafından kontrol altına alındı. Elbette, “haydut” sertlik yanlıları – IRGC ile ilişkileri ne olursa olsun – Mutabakat Zaptını hala sabote edebilirler. Ancak Trump 2.0, bunu yapmayacaklarından yeterince emin; aksi takdirde imzalamaya gitmezdi.
Üçüncü Körfez Savaşı’nın, İran’ın ABD öncülüğündeki Batı düzenine her ne kadar sınırlı da olsa kademeli olarak yeniden entegre olmasına yol açabileceği yeni bir bölgesel dönem ortaya çıkmaktadır. Bu durum, İran’ın Körfez komşularıyla ilişkilerinin iyileşmesi için zemin hazırlamaktadır. Bu senaryoda, İsrail artık İran ve Körfez’i bölüp yönetemeyeceği için kaybedecek durumda olacaktır. Ayrıca, son zamanlarda yeniden alevlenen ve muhtemelen uzlaşmaz bir hal alan Trump-Bibi anlaşmazlığı nedeniyle İsrail’in İran’la yeniden çatışmaya girmesi halinde ABD de İsrail’in arkasını kollamayacaktır. Dolayısıyla İsrail, bu savaşın en büyük kaybedeni olacaktır.
Bu yazının İngilizcesi Andrew Korybko‘nun kendi substack sitesinde yayınlanmış olup yazarın izniyle Türkçe’ye çevrilmiştir.



