
Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) boyunca kilit bir ülke ve Orta Doğu’da önemli bir etkiye sahip büyük bir ülkedir. 2010 yılında Çin ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir tırmanışı işaret eden stratejik bir işbirliği ilişkisi kurmuştur. 2015 yılında Türkiye, Çin ile KYG konusunda hükümetler arası işbirliği anlaşması imzalayan dünyadaki ilk ülkelerden biri olmuştur. 2025 yılı, Çin ve Türkiye arasında stratejik işbirliği ilişkilerinin kurulmasının 15. yıldönümüne denk gelmektedir. Yıllar içinde Çin-Türkiye ilişkileri siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda gelişmiştir.
Stratejik Ortaklığın Gelişiminin Dört Aşaması
2010 yılından günümüze kadar Çin-Türkiye ilişkilerinin gelişimi kabaca dört aşamaya ayrılabilir. Birinci aşama, 2010 yılında stratejik ortaklığın kurulmasından Temmuz 2016’daki Türkiye’deki askeri darbe girişimine kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu aşamada Çin-Türkiye ilişkilerinin temel özelliği “iki adım ileri, bir adım geri” olmuştur. Bazı Türk akademisyenler, Çin-Türkiye ilişkilerinin bu aşamadaki gelişiminin daha çok Çin tarafından yönlendirildiğine ve Çin’in yanlış algılanması nedeniyle Türk tarafının yeterince aktif olmadığına inanmaktadır.
İkinci aşama Temmuz 2016 ile Şubat 2019 arasını kapsamaktadır. Bu aşamanın temel özelliği “acı ve gerçek arasındaki dostluk” olarak kabul edilmektedir. Ağustos 2016’da Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Zhang Ming Türkiye’yi ziyaret etti. Türkiye’nin görüşüne göre, bu ziyaret, Batı ülkelerinin Türkiye’nin askeri darbe girişimine karşılık verdiği yönündeki genel suçlamalarıyla keskin bir tezat oluşturmakta ve Türkiye’nin Çin-Türk stratejik işbirliği ilişkilerini derinleştirmenin önemini anlamasını sağlamaktadır. Aynı yılın Eylül ayında, iç siyasi durum hala istikrarsız olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hangzhou’daki G20 liderler zirvesine katılmak üzere Çin’e geldi. “Türkiye’nin ulusal güvenliğini ve toplumsal istikrarını korumada verdiği destek için Çin’e teşekkür etmek” amacıyla Çin medyasında “Türk-Çin stratejik işbirliği dünyaya katkıda bulunuyor.” başlıklı bir makale yayınladı. Mayıs 2017’de Erdoğan, Pekin’de düzenlenen Kuşak ve Yol Uluslararası İşbirliği Forumu’na katılarak açılış konuşması yapmış ve Türkiye’nin Kuşak ve Yol Girişimi’ne olan güçlü desteğini göstermiştir.
Üçüncü aşama Şubat 2019 ile Haziran 2024 arasını kapsamaktadır. Bu aşamanın temel özelliği, dışarıdan bakanlar tarafından “şüphe içinde ilerlemek” olarak özetlenmektedir. Şubat 2019’da Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki yönetim politikalarını sert bir dille eleştirerek, Türkiye’yi Sincan ile ilgili konularda Çin’e karşı açıklama yapan ilk İslam ülkesi haline getirmiş ve uluslararası dikkat çekmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler ancak Erdoğan’ın Temmuz 2019’daki Çin ziyaretinden sonra normale dönmüştür. O zamandan beri Çin ve Türkiye, COVID-19 ile mücadelede işbirliği yapmış ve Erdoğan şahsen Çin aşısı yaptırarak iki ülke arasındaki karşılıklı güveni önemli ölçüde artırmıştır. Haziran 2024’te Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni ziyaret etti. Bu, son 12 yılda üst düzey bir Türk devlet yetkilisinin Çin’in Sincan bölgesine yaptığı ikinci ziyaret oldu.
Dördüncü aşama Haziran-2024 dönemini kapsıyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin mevcut gelişiminin temel özelliği “çok boyutlu istikrarlı ilerleme ve ivme”dir. Çin ve Türkiye devlet başkanları, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi gibi çok taraflı diplomatik forumlarda sık sık bir araya gelerek ikili ilişkilerin gelişimine yön vermişlerdir. Dışişleri bakanları ve bakan yardımcıları düzeyindeki görüşmeler ve karşılıklı ziyaretler de aynı sıklıkta gerçekleşmektedir. Eylül 2024’te Türkiye, BRICS işbirliği mekanizmasına katılmak için resmi olarak başvuruda bulunarak, bu mekanizmaya katılmak için başvuran ilk NATO üyesi ülke olmuştur ki bu oldukça sembolik bir adımdır.
Birçok alanda önemli sonuçlar elde edilmiştir.
Türk hükümeti, 2012 yılında yayınlanan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2023 Siyasi Vizyonu’nda, Türkiye’yi bir “enerji merkezi” ve “jeomerkez” haline getirmeyi ve Orta Koridor sürecini hızlandırmayı önermiştir. Bu plan, Kuşak ve Yol Girişimi’nin stratejisiyle örtüşmektedir. Bu bağlamda, iki ülke arasındaki ilişkiler hızlı bir gelişme kaydetmiştir.
Ekonomik olarak Çin, Türkiye’nin ikinci büyük ticaret ortağı ve Asya’daki en büyük ticaret ortağı haline gelmiş olup, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük ithalatçısıdır. İki ülke arasındaki ticaret hacmi giderek artarak 2024 yılında 42,885 milyar dolara ulaşmıştır. Çin’in Türkiye’deki doğrudan yatırımları da önemli ölçüde artmış ve ikili üretim işbirliğinin olasılıkları geniştir. Çinli şirketler Türkiye’de giderek daha fazla yatırım ve inşaat projesi gerçekleştirmiş, tekstil fabrikalarını ve üçüncü büyük konteyner terminali olan Kumport Limanını satın almıştır. Aynı zamanda, Ankara-İstanbul yüksek hızlı tren hattı ve Hunutlu Termik Santrali gibi Kuşak ve Yol işbirliğinin temsili altyapı projeleri, Çinli şirketlerin Çin’deki imajını başarıyla güçlendirmiştir. İki ülke arasındaki finansal işbirliği de örnek teşkil etmektedir. Örneğin, Haziran 2025’te ikili döviz takas anlaşmasının yenilenmesiyle takas hacmi 35 milyar Yuan (189 milyar Türk Lirasına) çıkarılmıştır.
Siyasi olarak, iki devlet başkanının yönlendirmesiyle Çin ve Türkiye arasındaki stratejik işbirliği ilişkisi gelişmeye devam etmiştir. Birincisi, üst düzey temaslar sık sık gerçekleşmektedir. Ağustos 2025’te Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tianjin’deki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılmıştır. 3 Eylül’de ise Türkiye’nin Dışişleri Bakanı ve Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı, Cumhurbaşkanının özel temsilcileri olarak Çin Halkının Japon Saldırganlığına Karşı Direniş Savaşı ve Dünya Anti-Faşist Savaşı’nın zaferinin 80. yıldönümü anma törenine katılmışlardır. Bu örnekler, ikili işbirliğinin güçlü ivmesini göstermektedir. İkincisi, üst düzey bir işbirliği mekanizması kurulmuştur. 2015 yılında iki ülke, siyasi, ekonomik, ticari, güvenlik ve kültürel alanlarda işbirliğini koordine etmek üzere hükümetler arası iş birliği komitesi mekanizması kurmuştur. Üçüncüsü, Türk liderler genel olarak Çin’in temel çıkarlarını ilgilendiren konularda olumlu görüşler ifade etmişlerdir. Temmuz 2015’te Erdoğan, Türk hükümetinin tek Çin ilkesine bağlı olduğunu, Çin’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla desteklediğini, Doğu Türkistan İslam Hareketi gibi Çin’e karşı terör eylemlerine karşı olduğunu ve Türkiye ile Çin arasındaki stratejik iş birliği ilişkisinin yıkıcı güçler tarafından asla bozulmasına izin vermeyeceğini belirtmiştir. Temmuz 2019’da Çin ziyaretinde Erdoğan, “Çin’in kalkınması ve refahı içinde Çin’in Sincan bölgesindeki tüm etnik gruplardan insanların mutlu bir şekilde yaşadığı bir gerçektir” demiştir.
Kültürel olarak, iki ülke arasındaki halklar arası etkileşimler derinleşmeye ve sağlamlaşmaya devam etmektedir. Bunlardan ilki, karşılıklı kültür ve turizm yılı düzenlemektir. İpek Yolu, Orta Doğu ile Avrupa’nın iki kadim ve modern ulusunu birbirine bağlayan kültürel bir bağdır. Bir dizi etkinlik sayesinde, 2024 yılında Türkiye’ye gelen Çinli turist sayısı yaklaşık 410 bine ulaşarak iki halk arasındaki anlayışı büyük ölçüde geliştirmiştir. İkincisi ise dost şehirler kurmaktır. Şu anda Çin ve Türkiye, tekstil, ticaret, kültür, eğitim, turizm ve yetenek geliştirme alanlarında kapsamlı işbirliği ve alışverişi yürüten 24 çift dost şehir anlaşması imzalamıştır. Üçüncüsü, karşılıklı kültürel araştırma merkezleri kurulmasıdır. Şu anda Çin, Türkiye’de dört Konfüçyüs Enstitüsü kurmuş olup, Ankara Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi gibi bir düzineden fazla üniversite ve bazı ilkokul ve ortaokullar Çince dil kursları açmış ve Çince, Türkler arasında giderek daha popüler hale gelmektedir. Türk tarafı ayrıca Pekin’de Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’ni kurmuştur. Buna ek olarak, Pekin Üniversitesi, Pekin Dil Üniversitesi ve Şanghay Üniversitesi gibi üniversiteler kademeli olarak Türk araştırma merkezleri kurmuş ve ortaklaşa Türk Araştırmaları Konsorsiyumu’nu oluşturmuştur.
İşbirliği potansiyelinin daha da ortaya çıkarılması gerekiyor
Son yıllarda Çin ile Suudi Arabistan, İran, Mısır ve diğer Orta Doğu ülkeleri arasındaki ikili ilişkilerin tırmanmasına kıyasla, Çin-Türkiye işbirliğinin potansiyelinin daha da açığa çıkarılması gerekiyor.
Öncelikle, Çin ile Türkiye arasındaki ikili ticaret hacmi 2010 yılından bu yana 50 milyar ABD doları sınırını zor aşmaktadır. Şu anda Türkiye’nin Çin’e ihracatı ağırlıklı olarak ham maddelerden oluşurken, Çin’den ithalatı ağırlıklı olarak makina ürünlerinden oluşuyor ve ikili ticaretteki avantajlarının daha da geliştirilmesi gerekiyor. 2018 yılından bu yana Türk ekonomisi yüksek enflasyon, yüksek dış borç ve yüksek kamu açığı gibi ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Bazı analistler Türk ekonomisinin dirençli olduğuna inanırken, bazıları da Türkiye’nin “orta gelir tuzağına” düştüğünü ve bunun Çinli şirketlerin sürekli ilgisini gerektirdiğini söylüyor.
İkinci olarak, terörle mücadele konusu, iki ülke arasındaki ilişkilerin kalitesini ve gelişimini engelleyen temel bir sorun olmaya devam ediyor. Çin için bu konu ulusal güvenlik ve sosyal istikrarla ilgili olup, Çin’in temel çıkarlarını ilgilendirmektedir. Bölge dışından hiçbir gücün Çin’i bölmesine veya Çin’in iç işlerine müdahale etmesine izin verilmeyecektir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Türkiye’de Çin’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü zedeleyen her türlü faaliyete kesinlikle karşı olduğunu ve terörle mücadelede Çin ile işbirliği yapacağını belirtmiştir. Türk tarafı sözünü tutarsa, iki ülke arasındaki siyasi karşılıklı güvenin temelini sağlamlaştırmaya yardımcı olacaktır. Türkiye için, Temmuz 2015’te Türk hükümetinin PKK’ya karşı askeri operasyonları yeniden başlatmasından bu yana, Ukrayna krizinin etkisi, Suriye’deki değişiklikler ve son yıllardaki İsrail-İran çatışması, Türkiye’nin çevresel ve iç güvenlik durumu istikrarsızlığını sürdürmüş ve Batı ülkeleriyle ilişkileri inişli çıkışlı olmuştur. Çin hükümeti her zaman terörizmin her biçimine karşı çıkmıştır ve iki tarafın gelecekte terörle mücadelede daha büyük atılımlar yapıp yapamayacağı, Çin-Türkiye ilişkilerinin gelişimi için büyük bir zorluk olacaktır.
Üçüncüsü, genel olarak, iki ülkenin nüfusu birbirleri hakkında hala sınırlı bilgiye sahiptir. Türkiye’de, 1935 yılında Ankara Üniversitesi’nde kurulmasından bu yana Sinoloji veya Çin Çalışmaları önemli sonuçlar elde etmiştir. Ancak hala öğretmen eksikliği, öğrenciler için iş bulma zorluğu ve yetersiz sosyal ve hükümet desteğiyle karşı karşıyadır. Bu da Türkiye’deki Çin bilgisi arzını önemli ölçüde yetersiz kılmaktadır. Çin, gelişmekte olan bir Türk araştırmaları ve akademisyenleri ekibi kurmuş olsa da, dil engelleri ve Batı akademik paradigmaları nedeniyle ilgili bilginin yetersizliğiyle de karşı karşıyadır. Çin ve Türkiye’nin, şu anda bölgesel ülke çalışmalarıyla desteklenen “yerelleştirme” çalışmaları yoluyla bu durumu değiştirmesi acil bir ihtiyaçtır.
İkili ilişkilerde olasılıkları keşfedin
Yukarıda belirtilen gerçekler göz önüne alındığında, Çin ve Türkiye’nin ikili ilişkilerini aşağıdaki yollarla geliştirebileceğine inanıyorum. Birincisi, ekonomik işbirliğini güçlendirmek. Şu anda Türk hükümetinin en önemli görevi ekonomiyi kalkındırmaktır. Mart 2024 ulusal yerel seçimlerinde Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye’de 20 yılı aşkın süredir iktidarda oldukları süre boyunca “en ağır yenilgilerini” yaşadılar. Türkiye ekonomisi 2028’deki yeni seçimlerden önce önemli ölçüde iyileşmezse, Erdoğan ve AKP yönetimlerinde ciddi zorluklarla karşılaşacaktır.
İkinci olarak, yerel diplomasiyi güçlü bir şekilde geliştirmeliyiz. Şu anda Türkiye’deki en büyük altı şehrin çoğu, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yönetimindedir. Bu nedenle Çin ve Türkiye arasındaki mevcut dost şehirler arasındaki alışverişi güçlendirmeliyiz. Türkiye’de, özellikle Anadolu platosundaki Ankara, İzmir, Konya ve Antalya gibi önemli şehirler başta olmak üzere, farklı siyasi parti geçmişine sahip daha fazla potansiyel şehri sürekli olarak keşfetmek, Çin-Türkiye işbirliğini yeni bir seviyeye taşımaya ve Çin’in Türkiye’deki genel imajını geliştirmeye yardımcı olacaktır.
Üçüncüsü, askeri değişimler ölçülü bir şekilde yürütülmelidir. Askeri değişim ve işbirliği, Çin-Türkiye stratejik işbirliği ilişkilerinin önemli bir yönüdür. Çin, 2009 yılında Türk Hava Kuvvetleri’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Anadolu Kartalı” askeri tatbikatına katılmıştır. Bu, Çin’in bir NATO üyesi ülke ile benzer askeri tatbikatlar düzenlediği ilk örnektir.
Dördüncüsü, halklar arası değişim ve işbirliğini derinleştirmektir. Çin ve Türkiye arasında stratejik karşılıklı güven eksikliğinin önemli bir nedeni, Türkler arasında Çin hakkında genel bir farkındalığın olmamasıdır. Şu anda, Türk akademisyenler tarafından yazılmış Çin tarihi ve çağdaş Çin hakkında çok az kitap bulunmaktadır. Batı etkisi nedeniyle, Türkler tarafından kabul edilen Çin hakkındaki bilgiler çoğunlukla eski, tek taraflı ve hatta yanlıştır. Bu nedenle, Türklere Çin hakkında en güncel ve doğru bilgileri daha kabul edilebilir bir şekilde nasıl sunacağımız, Çin-Türkiye halklar arası değişim için acil bir sorundur.
Son iki yüz yıldır, Çin-Türkiye ilişkileri “ortak kader” ve “siyasi eşitlik” üzerine kurulmuştur. Bu yüzyıla girerken, “Çin rüyası” ve “Türk rüyası” beklenmedik bir şekilde buluştu. 2026 yılında Çin ve Türkiye, diplomatik ilişkilerinin kurulmasının 55. yıl dönümünü kutlayacak. Dünyada bir yüzyıldır görülmemiş büyük değişimler bağlamında, ikili ilişkilerin daha da gelişmesi mümkün olursa, hem Çin hem de Türkiye için büyük stratejik öneme sahip olacaktır.
Yang Chen, Şanghay Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi ve aynı zamanda Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin direktörüdür.
Bu yazının Çincesi World Knowledge‘de yayınlanmış ve yazarın izniyle Türkçeye çevrilmiştir.



