
14 Mart’ta Pekin Yunus Emre Enstitüsü, İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıldönümünü ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u anmak üzere görkemli bir etkinlik düzenledi. Etkinliğe Türkiye’nin Çin Büyükelçisi Sayın Selçuk Ünal, Pekin Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Profesör Eyüp Sarıtaş, Çin’deki Türk vatandaşları ve hem Çin’den hem de Türkiye’den çok sayıda öğrenci katıldı. Etkinlik, Türk milli marşının saygı duruşuyla çalınmasıyla başladı.
Büyükelçi Selçuk Ünal konuşmasında, İstiklal Marşı’nın, TBMM’nin kuruluşundan bir yıl bile geçmeden, 12 Mart 1921’de, Kurtuluş Savaşı’nın şiddetli çatışmaları sırasında, milletin en tehlikeli anında doğduğuna dikkat çekti. Mehmet Akif Ersoy’un şiiri, mecliste defalarca okundu ve ezici bir çoğunlukla kabul edilerek milletin ortak yemini haline geldi.
Büyükelçi, İstiklal Marşı’nın eşsiz olduğunu vurguladı

Büyükelçi Ünal, barış zamanında değil, işgalci güçlerle karşı karşıya kalan ve canlarını vererek bağımsızlık için savaşan tüm milletin bağlamında yaratıldı; her dizesi gözyaşları ve sarsılmaz bir inançla şekillendi. Akif, marşı “Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın!” diye tanımlamıştı. Çünkü bu marş sadece cephedeki askerlerin moralini yükseltmekle kalmamış, aynı zamanda tüm milletin yılmaz iradesini de somutlaştırmıştı. Büyükelçi Ünal, 2026 anma töreninin temasının “Korkma! Gençliğin Ruhu Burada!” olacağını belirterek, yeni neslin marşta somutlaşan milli ruhu miras almasına ve bağımsızlık ve özgürlük ateşinin her zaman daha parlak yanmasına ilham vermeyi amaçladığını açıkladı. Sözlerini, Türk bayrağının dünyanın neresinde dalgalanırsa dalgalansın, milli marşın her zaman ilk coşkusuyla söyleneceğini söyleyerek tamamladı.
Pekin Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Eyüp Sarıtaş, İstiklal Marşı’nın ortaya çıkaran süreci anlattı

Ardından Profesör Eyüp Sarıtaş, konuklara İstiklal Marşı’nın ortaya çıkış sürecini ayrıntılı bir şekilde anlattı. 1920 yılının sonlarında, Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı milli marş besteleme yarışması düzenledi ve 724 eser gönderildi, ancak hiçbiri milli mücadelenin büyük ruhunu gerçekten yansıtamadı. Tüm gözler, “İslam şairi” olarak anılan Mehmet Akif Ersoy’a çevrildi. Ancak Akif, yarışmanın 500 lira gibi o dönem için çok büyük bir ödül teklif etmesi ve kendisinin kışlık giysiden bile yoksun, aşırı yoksulluk içinde yaşaması nedeniyle başlangıçta kesinlikle reddetti. “Bir milletin marşı parayla yazılamaz” diye ısrar etti. Sonunda, bir arkadaşının ödül parasının hayır kurumlarına bağışlanacağına dair güvence vermesinin ardından, görevi kabul etti. 1 Mart 1921’de şiir ilk kez TBMM’de okundu ve tüm meclisi hayrete düşürdü. Vekiller üç kez “Tekrar oku!” diye bağırdılar. 12 Mart’ta yapılan oylamanın ardından resmen Türkiye’nin milli marşı oldu. Kayıtlara göre, tüm milletvekilleri ayağa kalkarak dinledi, birçoğunun gözlerinde yaş vardı. Akif, kazandığı tüm ödül parasını yoksul kadın ve çocuklara yardım eden bir hayır kurumuna bağışladı. Şiirin yeniden yazılıp yazılamayacağı sorulduğunda, “O şiir yeniden yazılamaz… Onu yazmak için o dönemi bizzat yaşamak, o günleri hissetmek gerekir. O şiir artık bana ait değil; tüm millete ait.” diye yanıtladı. Son olarak, etkinlik sıcak ve samimi bir sohbetle sona erdi.




