
Trump, ABD’nin İran’a karşı askeri harekatının “Amerikan halkını savunmak” için olduğunu iddia ederken, birçok eleştirmen (şaka yollu olsun ya da olmasın) bunun Epstein Dosyaları’ndan dikkatleri dağıtmak için olduğunu öne sürdü. Ancak çok az gözlemci bunun aslında tamamen Çin ile ilgili olduğunu fark ediyor. Burada açıkladığım üzere, Trump 2.0’ın “Çin’in süper güç yükselişini barışçıl bir şekilde raydan çıkarmak için gereken dolaylı kaldıraç gücünü elde etmek amacıyla, ideal olarak bir dizi ticaret anlaşması yoluyla, Çin’in pazarlara ve kaynaklara erişimini kademeli olarak engellemeye karar verdi”.
Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse, “ABD’nin AB ve Hindistan ile yaptığı ticaret anlaşmaları, Çin’in pazarlarına erişimini, reddetmeleri halinde cezalandırıcı gümrük vergileri tehdidiyle kısıtlamalarına yol açabilir. Buna paralel olarak, ABD’nin Venezuela’daki özel operasyonu, İran’a uyguladığı baskı ve aynı anda Nijerya ve diğer önde gelen enerji üreticilerini boyun eğdirmeye yönelik girişimleri, Çin’in süper güç yükselişini beslemek için gerekli kaynaklara erişimini kısıtlayabilir.” İran ile ilgili olan kaynak boyutu, ABD’nin “İnkar Stratejisi”nin önemli bir parçasıdır.
Bu, Savaş Politikası Müsteşarı Elbridge Colby’nin fikri olup, Ocak ayı başlarında yapılan bu analizde daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Yazıldığı gibi, “ABD’nin Venezuela’nın ve muhtemelen yakında İran ve Nijerya’nın enerji ihracatı ve Çin ile olan ticari bağları üzerindeki etkisi, bu amaca ulaşmak için Körfez müttefiklerine de aynı şeyi yapmaları yönünde baskı uygulanmasıyla birlikte, kısıtlama veya kesinti tehditleri yoluyla silah haline getirilebilir”, bu da Çin’i dengesiz bir ticaret anlaşması yoluyla ABD karşısında süresiz bir alt ortaklık statüsüne zorlamaktır.
Çoğu gözlemci bunu kaçırdı, ancak yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi nihayetinde “Çin ekonomisini hane halkı tüketimine doğru yeniden dengelemeyi” öngörüyor. Bu, daha önce açıklanan yollarla, yani Çin’in süper güç olarak yükselişinden sorumlu pazarlara ve kaynaklara erişimini kısıtlayarak, küresel ekonomiyi radikal bir şekilde yeniden yapılandırmanın bir örtmecesi; böylece artık “dünyanın fabrikası” olmaktan çıkacak ve ABD’nin tek sistemik rakibi olma dönemi sona erecektir. Böylece ABD liderliğindeki tek kutupluluk yeniden tesis edilecektir.
İran’a dönecek olursak, Kpler‘e göre geçen yıl Çin’in deniz yoluyla ithal ettiği toplam 10,27 milyon varil petrolün yaklaşık %13,4’ünü temsil ediyordu. Bu nedenle ABD bu akışı kontrol altına almak, kısıtlamak veya tamamen kesmek istiyor. ‘A Planı’, Maduro’nun yakalanmasından sonra yürürlüğe giren Venezuela modelini taklit ederek diplomatik yollarla bunu başarmaktı. İran bunu denedi ancak ülkenin stratejik teslimiyetini gerektireceği için taahhütte bulunmadı. Bu nedenle Trump bunun yerine askeri harekâtı yetkilendirdi.
Bunun peşinde, Trump, ülkesinin İran’a karşı askeri harekâtını duyurduğu videosunda, silahlarını bırakmaları halinde Devrim Muhafızları’na dokunulmazlık sözü verdi. Bu durum, ABD’nin Venezuela modelini kopyalamak istediği yönündeki yukarıda belirtilen iddiayı güçlendiriyor. Zira bu, tıpkı yeni ABD yanlısı Devrim Muhafızları’nın, yeni seçimlerden önceki siyasi geçiş döneminde İran’ı yönetmesini öngördüğünü güçlü bir şekilde gösteriyor. Tıpkı yeni ABD yanlısı Venezuela güvenlik güçlerinin kendi ülkelerini mevcut siyasi geçiş döneminde yönetmesi gibi.
Böyle bir senaryo, İran’ın olası “Balkanlaşmasını” önleyerek devleti koruyacak ve böylece İran’ın ABD’nin en önemli bölgesel müttefiklerinden biri olarak önceki rolüne geri dönmesini sağlayacaktır. Bu da Azeri-Türk Ekseninin Batı etkisini Rusya’nın tüm güney çevresine yayma çabalarına yardımcı olabilir. Bu durumda, ABD aynı anda İran’ın petrol ve doğalgaz endüstrilerini vekalet yoluyla kontrol ederek Çin üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir kaynak gücü elde ederken, Rusya’yı çevrelemesini de sıkılaştıracak ve çok kutupluluğa güçlü bir darbe indirecektir.
Bu yazının İngilizcesi Andrew Korybko‘nun kendi substack sitesinde yayınlanmış olup yazarın izniyle Türkçe’ye çevrilmiştir.



