
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, yakın zamanda verdiği bir röportajda, uzun süredir devam eden politikasını tekrarlayarak, muhatabına şunları söyledi: “Avrupa’nın hiçbir yerine saldırmayacağız. Bunu yapmamız için kesinlikle hiçbir nedenimiz yok. Eğer Avrupa, bize karşı savaş hazırlığı tehditlerini somutlaştırmaya karar verir ve Rusya’ya saldırmaya başlarsa, başkanımız (Putin) bunun bizim tarafımızdan özel bir askeri operasyon olmayacağını, bu konudaki doktrin belgelerine uygun olarak tüm mevcut askeri araçlarla tam ölçekli bir askeri karşılık olacağını söyledi.”
Ayrıntılara inecek olursak, Rusya’nın hiçbir zaman Baltık Ülkeleri ve/veya Polonya’yı işgal ederek Üçüncü Dünya Savaşı’nı riske atma planı olmadı. Bunun aksine yapılan tüm bu konuşmalar, Rusya ile olan parçalı tarihlerinin karanlık dönemlerinden kaynaklanan travmanın bir yansıması olarak tanımlanabilir. Bunun ayrıntılarına bu analizin kapsamı dışında kalmaktadır. Onlara karşı militan Rus intikamcılığı iddialarının hiçbir dayanağı olmadığını bilmek yeterlidir.
Bununla birlikte, Polonya ve genel olarak Avrupa’daki NATO müttefiklerinin Rusya için ciddi güvenlik tehditleri oluşturduğuna şüphe yoktur. Ancak bu tehditlerin doğası evrim geçiriyor ve tipik olarak temkinli olan Putin, Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleme riskine girmemek için ilk saldırının gerçekleştirilmesine izin vermeyecektir. Rusya’nın hipersonik füzeler geliştirmesinden önce, Polonya’daki ABD füze savunma altyapısı Rusya’nın nükleer ikinci vuruş yeteneklerini zayıflatmıştı. Ancak söz konusu silahlar bu tehdidi etkisiz hale getirerek stratejik dengeyi yeniden sağladı.
Rusya’ya yönelik son Polonya kaynaklı tehdit, benzeri görülmemiş askeri yığılmasıyla ilgilidir. Bu yığınak, Polonya’nın 215.000’den fazla askerle AB’nin en büyük ordusuna sahip olmasına yol açmış ve 2030 yılına kadar 300.000‘e, 2039 yılına kadar ise yarım milyona (bunlardan 200.000’i yedek asker olacak) ulaşmayı planlamaktadır. “Almanya, Rusya’nın yayılmasını engelleme konusunda Polonya ile yarışıyor“, AB geçen yıl 800 milyar avroluk “Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma Planı“nı yürürlüğe koydu ve tüm bu rezervler “askeri Schengen” nedeniyle hızla Rusya/Belarus sınırına ulaşacak.
Bu, 2024 başlarında Hollanda, Almanya ve Polonya arasında, birliklerin ve teçhizatın sınırları boyunca hareketini kolaylaştırmak için yapılan ve Belçika ile Fransa‘nın da katılması planlanan anlaşmaya atıfta bulunuyor. NATO’nun Doğu Kanadı da hızla silahlanıyor. Sadece silah tedarikini ve asker sayısını ikiye katlamakla kalmıyor. Aynı zamanda fiziksel altyapı açısından da “Baltık Savunma Hattı” ve Polonya’nın “Doğu Kalkanı”nı birbirine bağlayan “AB Savunma Hattı“, hızla yeni bir Demir Perde’ye dönüşüyor.
En endişe verici olanı ise, Trump 2.0’ın Ulusal Savunma Stratejisi‘nin “Avrupa NATO’su ekonomik ölçek, nüfus ve dolayısıyla gizli askeri güç açısından Rusya’yı gölgede bırakıyor” demesi; tüm bunların Rusya’yı en etkili şekilde çevrelemek için doğru şekilde yönetilmesi gerekiyor. Rusya, Ukrayna’da NATO ile “lojistik yarışında“/”yıpratma savaşında” önde olsa da, liderliğini sürdürmesi giderek daha zorlaşacak ve AB’nin Rusya’nın yeteneklerini “cüceleştirmesi”, bir çatışma çıkması durumunda varoluşsal bir tehdit haline gelebilir.
Lavrov, bu senaryoyu göz önünde bulundurarak, Rusya’nın AB’nin olası bir işgaline karşılık olarak nükleer silah kullanacağını güçlü bir şekilde ima etti. Eğer ABD, AB’nin askeri-sanayi kompleksinin, askeri lojistiğinin ve diğer savunma ile ilgili konuların optimizasyonunu denetlerse, Rusya’nın batı sınırında karşılaşabileceği zorluk, Haziran 1941’dekiyle aynı olabilir. O zamandan farklı olarak, Rusya artık nükleer bir süper güç ve bu, AB’nin Rusya’yı işgal etmesini engelleyecek tek faktör olabilir.
Bu yazının İngilizcesi Andrew Korybko‘nun kendi substack sitesinde yayınlanmış olup yazarın izniyle Türkçe’ye çevrilmiştir.



