
Türkiye’nin BRICS’e girmesini istemeyenlerin eleştirileri
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın katıldığı bir programda Türkiye’nin eğer Avrupa Birliği (AB) üyeliği süreci tamamlansaydı Türkiye’nin BRICS gibi fırsatlarla uğraşmayacağını söylemesi üzerine Türkiye’nin iki tarafla dans eden bir tablo çizmesi Türk Dış Politikası açısından olumsuz bir imaj sergiliyor. Elbette Fidan’ın açıklaması yalnızca bir açıklama olmaktan öte Türkiye’deki iç kamuoyundaki tartışmaların da bir yansıması. Örneğin Türkiye’deki en büyük muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) lideri Özgür Özel miting alanlarında seçmenlerine Türkiye’yi on yıl içinde AB üyesi yapmayı vaat ediyor. Türk kamuoyunda BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’ne karşı olanların kullandığı iki temel argüman bulunuyor. Bunlardan ilki Türkiye, BRICS ve ŞİÖ’ye yönelerek demokratik bir yönetimden vazgeçtiği ve “otokratik” bir modele yöneldiği iddiasıdır. İkinci argüman ise Türkiye’nin ekonomisi batıyla bütünleşik ve Asya ekonomileriyle ticaretinde zarar ediyor iddiasıdır. Bunun yanında Türkiye ne yazık ki ŞİÖ ve BRICS’i batıya karşı kullandığı bir kart olarak görüyor. Türkiye’nin 75 yıllık NATO mazisi ve 50 yılı aşkın AB aday üyeliği serüveniyle birleşince Türkiye’nin batı kampıyla hareket etmesi öğrenilmiş bir çaresizliği var. Türkiye hem NATO içinde bir yaramaz çocuk olarak görülüyor hem de AB içinde kabul görmeyen bir aday üye statüsü bulunuyor. Buna rağmen Türkiye 1945’ten bu yana batıyla saplantılı bir dış politika izliyor. Bu nedenle Türkiye’deki mevcut siyasi iktidar batıyla ilişkilerini ileriye taşımada ŞİÖ ve BRICS kartlarını kullanarak batının vereceği tepkileri gözlüyor ve batıyla ilişkilerini ileriye taşıma gibi saplantılı bir fikir taşıyor. Fakat iktidarın bu politikası ne yazık ki Türkiye’nin batıyla hareket etmesinin bir zorunluluk olduğu öğrenilmiş çaresizlik olduğu gibi Türkiye’nin doğuyla ittifak kurmasında da kuşkular yaratmasına neden oluyor. Fakat ben yazımda Türk kamuoyunda BRICS’e karşı yöneltilen iki temel argüman üzerinde durarak iki argümanın gerçeği yansıtmadığını anlatmaya çalışacağım.
Türkiye’nin ekonomisi batıyla bağımlı ve Türkiye BRICS ülkeleriyle ticarette zarar ediyor argümanı
Türkiye’nin Çin ve Rusya ile yaptığı ticarette eksi yönlü olduğu doğrudur. 2023 yılında Rusya’nın Türkiye’ye ithalatı yaklaşık 45,5 milyar dolar civarındaydı. Çin’in Türkiye’ye ithalatı ise yaklaşık 45 milyar dolar civarındaydı. Yine 2023 yılında Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 10,9 milyar dolar civarındayken Çin’e ihracatı 3,3 milyar dolar civarındaydı. Böylelikle Türkiye 2023 yılında Rusya ile yaptığı ticarette yaklaşık 35 milyar dolar eksi verirken Çin ile yaptığı ticarette yaklaşık 42 milyar dolar açık vermektedir. Fakat konunun başka bir boyutu bulunuyor. Türkiye’nin Çin ithal ettiği ürünlerin birçoğu aramal olarak Türkiye’nin ihracatında kullanılıyor veya üretimde kullanılan makinaların ithalatından oluşuyor. Örneğin, 2023 yılı verilerine göre Türkiye’nin Çin’den ithalatında makine ithalatı yüzde 46,2’sini oluşturuyor. Bunun yüzde 18,3 ile kimyasal, yüzde 9,5 ile demir ve çelik, yüzde 7,4 diğer tüketim malları ithalatı izliyor. Yani Türkiye’nin Çin ile yaptığı birçok ürün ihracatta girdi sağlıyor. Bunun yanında Türkiye’nin iki veya beş katı fiyata batıdan alacağı makinaları Çin’den daha ucuza alarak ucuz üretim yapılması sağlanıyor.

Kaynak: Türkiye Ticaret Bakanlığı
Aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’dan yaptığı ithalatta enerji ağırlığı oluşturuyor. Örneğin Türkiye’nin doğalgaz, petrol ve kömür ithalatının yaklaşık 50’sine yakınını Rusya’dan tedarik ediyor. Türkiye enerji arzının yüzde 84’ünü doğalgaz, petrol ve kömürden sağlıyor ve sonuç olarak satın alınan enerji Türkiye’nin üretiminde kullanılıyor. Bunun yanında Türkiye’nin Rusya ile nükleer enerjiden inşaat sektörüne ve turizme uzanan karşılıklı derin ticari ilişkileri bulunuyor. Örneğin 2023 yılında Türkiye’nin AB’den ithalatının yüzde 28’ini otomotiv oluşturuyor. Ardında kimyevi maddeler, hazır giyim ve konfeksiyon, elektronik ürünler, demir ve çelik geliyor. Kısaca Türkiye’nin genelde batıdan ithal ettiği ürünlerin birçoğu ise nihai ürünlerden oluşuyor.
BRICS Demokratik olmayan ülkeler birliği ve Türkiye AB’den vazgeçerek demokrasiden vazgeçiyor argümanı
Türkiye’nin ne zaman ŞİÖ ve BRICS üyeliği gündeme gelse Türk kamuoyunda bir tartışma başlıyor. Bazı Türk medya kuruluşları Batı demokrasisini kutsar iken Asya’yı otokratik rejimlerim merkezi olduğunu vurguluyor. Hatta büyük bir çoğunluk Türkiye’nin ekonomisinin küçülmesi ve yatırımların gelmemesinin Türkiye’nin demokrasiden uzaklaşmasının bir sonucu olduğu görüşünü savunuyor. Fakat bu algı batı medyasının Türkiye’ye bir empoze ettiği bir argümandır. Örneğin 2013 yılında TIME dergisi Erdoğan’ı ‘Erdoğan’ın yolu’ başlığıyla kapak yaparak seküler, demokratik ve batı dostu olarak tanımlıyordu. Türkiye’nin batıyla ilişkileri gerildiğinde aynı dergi 2018 yılında Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan, Viktor Orban ve Rodrigo Duterte’yi kapağına koyarak ‘Güçlü adamın yükselişi’ başlığıyla Erdoğan’ı otokratik liderler sınıfına yerleştirdi. Erdoğan’a benzer bir benzetme 2019 yılında Foreign Affairs’te Xi, Putin, Erdoğan, Orban ve Duterte’yi ‘Şimdi Otokrasi’ başlığıyla değerlendirdi. Diğer bir benzetme 2021 yılında Atlantic dergisi tarafından ‘Kötü Adamlar kazanıyor’ başlığıyla devam ettirildi. Özellikle bu batılı yayın organları Türkiye’deki gazeteciler, akademisyenler, politika yapıcıları tarafından takip edilmektedir.
Ayrıca batının demokrasi anlayışı ne yazık ki gerçeklikle uyuşmuyor. Örneğin ABD’de siyahi (George Floyd) ve göçmenlere yönelik AB’de ise Ortadoğulu göçmenlere yönelik oldukça aşırı sağcı söylemler ve partiler günden güne yükseliyor. Diğer taraftan devam eden Gazze Savaşıyla ilgili ne yazık ki İsrail’e herhangi bir yaptırım uygulamada ve sivillere uygulanan adil olmayan savaşı durdurmaya yönelik bir uygulama bile ortaya koyamadı. Buna rağmen BRICS ülkeleri hem Filistin’in yanında durdu hem de barışın sağlanmasına yönelik çalışmalar yürüttü. Hatta Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde Filistin protestolarında polis müdahaleleri oldu. Yine diğer bir örnek, Fransa’da akaryakıt zamlarını eleştiren sarı yeleklilerin protestolarında polis müdahalelerin sertliği Türkiye’de bile görülmemiştir. Özetle demokratik ülkeler olarak gösterilen batıda insan haklarının ve ifade özgürlüğünün Türkiye veya BRICS ülkelerinden çokta ileride olmadığı görülebilir.
Sonuç
Türkiye’nin ekonomisinin batıyla bağımlı olduğu ve BRICS ülkeleriyle ticaretinden zarar ettiği argümanı ne yazık ki görüldüğü gibi değildir. Türkiye’nin özellikle Rusya ve Çin ile yaptığı ticaretinde eksi yönlü olsa bile Türkiye’nin ihracatında ara malların, makinaların ve enerjinin sağlanmasını sağlayarak diğer ülkelere ihracatında önemli yer edinmektedir. Batının Türkiye’nin BRICS’e kaymasıyla otokratikleştiği eleştirisi altında yatan esas sebep Türkiye’nin batıyla ilişkilerinin çıkmazda olması nedeniyle Asya’nın gelişen ekonomileriyle işbirliğini geliştirmesini önlemeye yönelik bir algı oluşturma çabasıdır. Türkiye’nin batıyla yakın ilişkiler kurduğu dönemde Türkiye’yi demokratik gösteren yayınların Türkiye’nin batıdan uzaklaşmaya başlamasıyla otokratikleşmeye başladığı ilan etmesi batının iki yüzlü tutumunu göstermektedir. Buna ek olarak Türkiye’de gerek başkanlık gerek yerel seçimlerine katılım oranı ise batı ülkelerinin dahi çok ötesindedir.
Türk kamuoyunda batı medyasının ağırlığı ve Türk Dış Politikasında batıcılık saplantısı ne yazık ki iktidarın BRICS adımlarında kararsızlıklara neden oluyor. İktidar BRICS’e üye olmaya gözünü dikmişken kulağını da AB’den gelecek teklifleri duymaktan ayıramıyor. Yeni bir dünya düzeni doğuyor. Türkiye hala eski düzenin içinde çözümler aramayı bırakmalı yeni düzende daha kararlı adımlar atmalıdır.
Bu yazının İngilizcesi 24 Eylül 2024’te Modern Diplomacy sitesinde yayınlanmıştır.
https://moderndiplomacy.eu/2024/09/24/turkiyes-eyes-on-brics-but-ear-to-eu/



